Adımlarımız Yeri Göğü Sarsıyor, İhtilalimiz Büyüyor...
 
AnasayfaKapıGaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Seher Şahin

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
adalı
Test-Mod
Test-Mod
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 325
Nerden : 6 Mayıs 1972 tarihinden
Kayıt tarihi : 22/04/08

MesajKonu: Seher Şahin   Çarş. Nis. 30, 2008 2:50 pm

"SEHER ÖLDÜ!” Telefonu kapattı. Duyduklarına inanamamıştı. Büyük bir hızla Dev-Genç irtibat bürosuna döndü. Büroda kalabalık bir grup tartışmaya dalmışlardı. Şengül ve Ekrem tartışıyor, Hüsamettin ve Soner de Şengül’den yana çıkıyorlardı. İçeri girince ona baktılar. Dudaklarından şu sözler döküldü:
- Seher ölmüş.
- Ne olmuş?
- Seher ölmüş.
Seher birkaç günlüğüne Aydın’da oturan ailesinin yanına gitmişti. Aradan günler geçmesine rağmen dönmemişti. Oysa Seher mutlaka zamanında gelir, sözünü tutardı. Kaygılanarak durumu öğrenmek için telefon etmişlerdi. Telefona bir kadın çıkmış, komşularıyım demiş ve Seher’in trafik kazasında öldüğünü söylemişti.
Seher’in ailesi ile yaşadığı sorunları bilen yoldaşları telefondaki ölüm haberine de şüpheyle yaklaştılar. Son bir haftalık gazetelerin trafik kazası haberlerini taradılar. Ama bir şey netleştiremediler. Her şeye rağmen bir heyet oluşturuldu. Heyetteki Dev-Genç’liler Aydın’a gidip cenazeye katılacak, eğer başka bir sorun varsa bunu öğreneceklerdi.
Ertesi gün heyetteki Dev-Genç’liler Laleli’deki irtibat bürosunda yolculuk için hazırlığa başlamışlardı. Büro her günkü gibi hareketliydi ama neşe yoktu.
Kapı çaldı. Kapıyı açan Dev-Genç’li “Seher...” diye bir çığlık attı. Ardından da bir kargaşa, sevinç, şaşkınlık belirten bir gürültü.
Seher üstü başı perişan, üzerinde bol geldiği için dökülen kıyafetleriyle gülerek karşılarında duruyordu. Herkes birbiriyle yarışırcasına onunla kucaklaşıyor, bir taraftan da arada “Ne oldu” diye soruyordu.
Ortalık yatışınca Seher başından geçenleri anlatmaya başladı. Her zaman olduğu gibi yine ailesiyle tartışmıştı. Tartışmanın ardından ailesi “Yaptıkların doğru ama tutuklanacaksın, polis seni öldürecek, buna dayanamayız” diyerek Seher’i eve kilitlemişlerdi. Bunu daha önce de yapmışlardı. Ama bu kez parasını, kimliğini ve tüm kıyafetlerini aldıkları için hemen kaçamamıştı. Bulduğu ilk fırsatta evin penceresinden atlayıp kaçtı. Üzerinde eşofmanları ve ayağında terlikle Aydın’daki TÖDEF’lilerin evine gitti hemen. Ailesinin gelmesinden korktuğu için onlardan iyi kötü giyecek bir şeyler ve biraz para almış, İstanbul’a hareket etmişti. Telefonlara çıkan kadın da komşuları değil annesiydi.

Seher örgütlü mücadeleye ‘90 yılının ilk aylarında başlamıştı. İlk andan devrimci kimliğini saklamayı ya da kolayına kaçıp ailesiye ilişkisini kesmeyi seçmedi. Babası eskiden Aydınlık’çıların çevresinde yer almıştı. Bu nedenle devrimci olmasına, özellikle de DEV-GENÇ’li olmasına şiddetle karşı çıkıyordu. Ailesinin yanına her gidişi tartışmalar, kavgalar, Seher’in yediği dayaklarla sonuçlanıyordu.
Seher’in ailesine karşı verdiği mücadele daha sonra da sürdü. İnatçıydı, ailesini dönüştürme konusunda tüm yoldaşlarına örnek oluyordu. Olanak bulduğu sürece ideolojik çizgisini anlatmaya çalıştı ailesine, babasına. Seher ailesine değer veriyordu. Ama bu yüzden hiçbir zaman duygusallığa kapılıp taviz vermedi. Aksine bu sevgi onu ailesini dönüştürmede daha ısrarlı olmaya sevk ediyordu.
Çok yönlü bir savaş vermek zorundaydı onlara karşı. Hem mücadelede net ve kararlı olduğunu kabullendirmek, hem de babasını ikna etmek zorundaydı. Babası “benim büyüttüğüm bacak kadar kızım bana akıl mı verecek” diyerek anlattıklarını dinlemek istemiyordu.
Seher’in kısa zamana sığan devrimci gelişimi, kararlılığı, sonuçta ailesini de etkilemişti. “Babam benimle daha farklı konuşuyor. Beni dinliyor. Aydınlık ideolojisinin birçok yanlışı olduğunu kabul ettiğini söylüyor” sözleriyle aldığı sonucu yoldaşlarıyla paylaşıyordu. Ama ailesinin koruma içgüdüsüyle, kendi statülerinin bozulmaması kaygılarıyla onu mücadeleden koparmaya çalışması da devam ediyordu.

“BİZ BİR AİLEYİZ”
Sabah trafiği, kalabalığı ve kargaşanın ardından ortalık sakinleşmiş, Ortaköy her günkü günlerinden birini daha yaşamaya başlamıştı. Seher otobüsten inip Dereboyu Caddesi’ne saparken, biri arkasından yaklaşıp Seher’in sırtına dokunuverdi. Aydın TÖDEF’ten bir DEV-GENÇ’liydi.
Bu yoldaşı ile Aydın’da tanışmışlardı. Seher ailesinin yanına gitmiş, her zamanki tartışmalar bu kez kavgayla sonuçlanmıştı. Bu kez de onu kovmuşlar, bu şekilde sınamaya kalkmışlardı. Seher de “mücadeleye gitmek için” ayrılmıştı evden. Ve Aydın TÖDEF’lilerin kaldığı eve gitmişti ilk.
Kapı çaldığında evdekiler kapıyı açınca karşılarında bir genç kız duruyordu.
- “Burası Dev-Genç’lilerin evi değil mi?” diye sordu Seher.
Kapıyı açan Dev-Genç’li bu beklenmeyen soru ve misafir karşısında afallayıp, şaşkınlıkla “Evet” dedi. Sonra da Seher’i içeri buyur etti. Seher bir solukta evdekilerle kavga edip ayrıldığını, mücadele etmek için İstanbul’a gideceğini bu yüzden onları bulduğunu anlatıverdi. Seher’in bu tavrı Aydın’daki arkadaşlarına pratikte nasıl da koca bir aile olduklarını hissettirmişti.
Aydın’da da TÖDEF’liler bir sorun nedeniyle açlık grevindeydiler. Bir süre sonra beraberce açlık grevindekilerin yanına gitmek için çıktılar. Dayısı yolda karşılarına çıkıp önlerini kesti. Seher’e “Gitmeyeceksin, burada kalacaksın” diye dayatıyordu. Seher de kararlı, “Gidiyorum, bunu engelleyemeyeceksiniz” dedi.

“TEK BİLDİĞİ İNSANLARI SEVMEKTİ”
Randevu için hazırdı. Çantasını alıp dışarı çıktı.
Kısa sürede çok şey değişmişti Seher’in yaşamında. Artık İstanbul Dev-Genç’in birim yöneticilerinden biriydi. Bir süredir yeni ilişkiler içine girmiş, sorumlulukları artmıştı. Yoldaşları onu illegale hazırlıyor, sokak eğitimi veriyorlardı.
Seher İstanbul’a ilk kez 1989’un Ekim’inde kazandığı Mimar Sinan Üniversitesi Moda Bölümü’nü bitirmek amacıyla gelmişti. O zaman mücadele hakkında pek bir bilgisi yoktu. Tek bildiği insanları sevmekti ve onların haksızlıklara, baskılara uğramalarına tahammül edemiyordu.
1973 yılında doğmuştu. Yaşı küçüktü ama cesareti, yaşadıklarına, gördüklerine sessiz, tavırsız kalmayacak kadar da büyüktü. Maslak Yurdu’nda kalırken Dev-Genç’lilerle tanıştı ve onlarla hemen kaynaştı.
Devrimci Gençlik Dergisi’nin Laleli’deki irtibat bürosu Seher’in de uğrak yeri oldu. Entelvari görüntüsü, üstelik pek devrimci çıkmayacağına inanılan Mimar Sinan Moda Bölümü öğrencisi olması nedeniyle “Bundan devrimci olmaz” önyargısı da yok değildi kimilerinde.
2 Mart 1990 Yıldız İşgali Seher’in yaşamında belirleyici bir öneme sahip oldu. Okulunda ve kaldığı Maslak Kız Yurdu’nda sürekli çalışma yapıyor, faaliyetler organize etmeye, insanları örgütlemeye çalışıyordu. Ama çoğu zaman emek harcadığı insanların bencilliği, umursamazlığı moralini bozuyor, güvensizlik yaşamasına neden oluyordu. Ta ki İTÜ’nün meşhur sivil polisleri Avarel’le yaşadıkları olaya kadar.
Avarel, herkesin gözü önünde birkaç sivil polisle birlikte Seher’i kaçırıp, okulun yanındaki boş bir barakada dövmeye başlamıştı. Seher bu işkence karşısında direniyor, slogan atıyor, tekmelerle sivillere vurmaya çalışıyordu. Olayı duyan Maslak Yurdu öğrencileri hemen protesto ve eylemleri başlatıp, yolu trafiğe kestiler. Sonuçta siviller Seher’i bırakıp kaçmak zorunda kaldılar. Öğrencilerin Seher’i sahiplenmesi ve bu kararlı tavırları bir yanıyla Seher’in o güne dek verdiği emeğin bir sonucuydu. Kimi zaman içten içe kızdığı, “neden harekete geçiremiyorum, örgütleyemiyorum” dediği insanlar onun emeklerinin karşlılığını bu biçimiyle vermiş oluyorlardı.

“PAYLAŞMA VE DAYANIŞMA MI? O SEHER”
Sohbaharın ilk günleri, yapraklar sararmaya yüz tutmuş, ama İstanbul, üzerinde parlayan güneşle yazın ortası kadar sıcak.
3 Eylül günü Fındıklı’daki Mimar Sinan Üniversitesi kayıt olmaya gelen öğrenciler ve aileleri ile cıvıl cıvıl hareketli bir gün yaşıyordu. Seher ve arkadaşları sabahtan gelip, TÖDEF’in çağrısıyla Türkiye çapında uygulamaya koydukları Rehberlik ve Dayanışma Masasını açtılar. Gençleri ilk onlar karşılıyor, kayıt işlemleri konusunda bilgilendirip yardımcı oluyorlardı. Öğrenci adayları ve aileleriyle sıcak diyaloglar kuruyorlar, ne yapacağını bilmeyen pek çok insan onlara teşekkür ediyordu.
Bu masanın kurulmasını bizzat Seher’in kendisi örgütlemiş, emek harcamıştı.
Saat 17.00’ye geliyordu. Biraz sonra okul kapanacaktı, Seher ve masada son kalan İYÖ-DER’li arkadaşlarından birisi sohbet ede ede toplanırken siyasi şubenin polisleri yanlarına gelip masayı iteklediler. “Kaldırın bu masayı, sizi gözaltına alacağız” diye bağırıp, küfrediyorlardı. Seher ve arkadaşı gözaltına almaları için bir neden olmadığını söylediler. Polisler diğer arkadaşına saldırmışlar, o ise direniyor, gitmiyordu. Seher’in elinde masayı toplarken aldığı İYÖ-DER Rehberlik ve Dayanışma yazılı karton, polislerle tartışıyordu. “Beni kolay alamayacaksınız” deyip aralarından sıyrılıp koşmaya başladı Seher. Koşarak merdivenleri çıkıyor, kendisini kovalayan işkencecilere “Katiller, insan avcıları, halk düşmanları” diye bağırıyordu.
12 Temmuz’un ardından gözaltına alınmış, onca işkenceye direnmişti. Polisler Seher’i tanıyorlardı.
18 yaşında gencecik bir kız Seher. Nefes nefese tırmanıyor merdivenleri. Arkasında üç-dört insan avcısı, camı kırıp yangın ziline basıyorlar. Okuldakiler yangın çıktı sanıp terk etsin okulu, tanık kalmasın istiyorlar.
Korkuyorlar Seher’den. Seher’lerin her gün etraflarına taşıyıp büyüttükleri dayanışma, paylaşma ruhundan, küçük küçük emeklerle büyüyen devrim düşünden korkuyorlar. Vahşi bir hayvanın avını kovalaması gibi kovalıyorlar Seher’i “insan avcıları”.
Üçüncü katta yakalıyorlar onu. “İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek” diye haykırıyor Seher. Tekme tokat girişiyorlar. Gözü morarıyor daha o anda, slogan haykıran dudaklarını patlatıp, kanatıyorlar. 18 yaşında bir genç kız Seher, geleceğe duyduğu inançla cesur ve kararlı. Elinde sıkı sıkı tuttuğu tanıtım kartonunu almaya çalışıyorlar, alamıyorlar, yırtıyorlar. Bir ucu Seher’in sıkılı avucunun içinde kalıyor.
Atıyorlar Seher’i pencereden aşağı...

“SIKILI YUMRUĞUNU KİMSE AÇAMADI”
Seher Taksim İlk Yardım Hastanesi’nde. Yoldaşları odanın kapısında bekliyorlar. Seher oksijen çadırına alınmış.
İlk teşhis; “Çene kemiği ve kalça kemiği kırılmış, kafatasının yedi yerinde kanamalar meydana gelmiş, dalağı patlamış ve kaburgalarının bazıları kırılmış...”
Geceler gündüzler birbirine karışıyor. Direniyor Seher, pencereden atıldığı ana kadar taşıdığı büyük inatçı dirençle direniyor. Doktorların deyişiyle “büyük bir yaşam hırsıyla” direniyor. Avucunun içinde kağıt parçası. Sıkılı yumruğunu kimseye açmıyor beş gün boyunca.
Ve 8 Eylül...
Seher TÖDEF’in ilk şehidi. Öğrenci gençliğin elinde bir bayrak şimdi. Dayanışmanın simgesi. Seher’in kanına bulaşan eller dayanışmayı, paylaşmayı, insanca olan ne varsa yok etmeyi başaramıyor.
. Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki arkadaşları Seher Şahin adını veriyorlar bir anfiye.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
TekYolDevrim
Bitanecik Admin
Bitanecik Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 349
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Geri: Seher Şahin   Çarş. Nis. 30, 2008 5:36 pm

Paylaşım için teşekkürler.Adını ilkdefa duyuroum.

_________________

"Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı
yıldızlara
bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün
altında yaşıyoruz." AUNIUS AURELİUS SIMACHUS
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
adalı
Test-Mod
Test-Mod
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 325
Nerden : 6 Mayıs 1972 tarihinden
Kayıt tarihi : 22/04/08

MesajKonu: Geri: Seher Şahin   Perş. Mayıs 01, 2008 12:45 am

Ben de geçenlerde duydum ilk kez.Paylaşayım dedim.Grup Yorumun bu kızla ilgili şarkısı var zaten.Seher Yeli Kız diye;)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Seher Şahin   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Seher Şahin
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Bereketli Topraklar CİHATLI ve ŞAHİNYURDU 14.05.2008

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Siyaset :: Ölümsüzler-
Buraya geçin: