Adımlarımız Yeri Göğü Sarsıyor, İhtilalimiz Büyüyor...
 
AnasayfaKapıGaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Orhan Veli Kanık

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ruzgar-
Yardımcı Admin
Yardımcı Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 359
Kayıt tarihi : 22/04/08

MesajKonu: Orhan Veli Kanık   Ptsi Mayıs 05, 2008 12:51 pm

Türk şair, yazar. Özellikle Cumhuriyet sonrası Türk edebiyat tarihinde, şiir türüne farklı bir soluk ve yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat Horozcu ile birlikte, "Garip Akımı"na (Birinci Yeni olarak da bilinir) ön derlik etmiştir. Türk şiirinin, ağır kalıplardan, klişeleşmiş söylemlerden ve yoğun sa natsal kuramlardan bağımsızlaşması ve yenilenmesi gerektiğini savunmuş; ölçü ve uyak gibi biçimleri terk etmiş; konuşma dilinin ve gündelik hayatın her boyununşiire yansıtılabileceğini göstermiştir. Dünyaca ünlü La Fontaine'in hikayelerini, şiirsel bir anlatımla Türkçeye çevirmiştir.

Orhan Veli Kanık, 13 Nisan 1914 tarihinde, İstanbul'un Beykoz semtine bağ lı Yalıköyü'nde dünyaya geldi. Cumhurbaşkanlığı Armoni Orkestrası şefi, klarnet üstadı Mehmet Veli Kanık ile Fatma Nigar Hanım'ın ilk çocukları olarak dünyaya geldi. Mizah yazarı Adnan Veli Kanık'ın ağabeyi olan ünlü şairin, Füruzan (Yolya pan) adlı bir de kızkardeşi vardı. Günümüzde Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün bulunduğu, Anafartalar İlkokulu'nun ana sınıfıyla temel eğitimine başlayan Orhan Veli, 1921 yılında, ilköğrenimi için Galatasaray Lisesi'ne gönderildi. Dördüncü sınıfa kadar bu okula devam ettikten sonra, 1925 yılında, babasının Cumhurbaş kanlığı Bando Şefliği'ne tayini nedeniyle, ailesiyle birlikte Ankara'ya taşındı. Bura da, Gazi İlkokulu'nu bitiren Orhan Veli, orta öğrenimi için yatılı olarak Ankara Er kek Lisesi'ne gitti.

Henüz ilkokul çağındayken okumayla başlayan edebiyat aşkı, sonrasında satırla ra döküldü. Onun edebiyata ilgisini ilk fark eden kişi, ilkokul öğretmeni Sedat Bey oldu ve bu konuda yetenekli gördüğü öğrencisini sürekli yazmaya teşvik etti. Bu sayede, şairin çocukluk çağında kaleme aldığı ilk öyküsü, "Çocuk Dünyası" adın da, eski yazıyla basılan bir dergide yayımlandı. Ankara'da geçen lise yıllarında, ilk olarak Oktay Rıfat Horozcu'yla tanışan Orhan Veli'nin, sonrasında Melih Cevdet Anday'la arkadaş olması, edebi kariyerinin başlangıcı oldu.Ortak duygu ve düşün celerle bağlı oldukları edebiyat zevki, üç arkadaşı iyice yakınlaştırdı. Sürekli ede biyat ve sanat dünyasındaki son gelişmeleri takip ediyorlar, dönemin tanınmış isimlerini okuyorlar, birçok kültür-sanat faaliyetine katılıyor ve yaygın edebi akım lar hakkında ateşli tartışmalar yapıyorlardı.

Sonraları Türk edebiyat tarihinde önemli bir açılıma neden olacak bu isimler,kendi yazınsal ve düşünsel görüşlerini ifade edebilmek ve kaleme aldıkları yazıları, şiirle ri yayımlayabilmek maksadıyla, Ankara Lisesi okul kooperatifinin finansörlüğünde, "Sesimiz" adını verdikleri bir dergi çıkarmaya başladılar. Bu vesileyle, okul arka daşı Hıfzı Oğuz Bekata'nın etkisinde kalarak, düz yazıdan manzumeye geçen Orhan Veli'nin ilk şiirleri bu dergide basıldı. Yine, "Ben Orhan Veli" adlı manzume sinde, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat'la olan yakın arkadaşlığını ifade etmişti. Üç genç şair, çıktıkları bu edebiyat serüveninde, öğretmenleri arasında yer alan ün lü şair Ahmet Hamdi Tanpınar başta olmak üzere, Halil Vedat Fıratlı ve Yah ya Saim Sinanoğlu'nun büyük desteğini görmüşlerdi. 1933 yılında bu okuldan mezun olduktan sonra, İstanbul'a geri döndü ve yüksek öğrenimine İstanbul
Üniversitesi
, Edebiyat Fakültesinin Felsefe Bölümünde devam etti. Yazmaya olan düşkünlüğünden vazgeçmeyen genç şair, üniversite döneminde de oldukça aktif bir karakter sergiledi. Kendi fakültesinin öğrenci grubu başkanı seçilmesinin yanı sıra, eski okulu olan Galatasaray Lisesi'nde, yardımcı öğretmen statüsünde görev almaya başlamıştı. Ancak, 1936 yılında, lisans eğitimini bırakmaya karar verdi ve ertesi yıl Ankara'ya geri döndü. Başkentte bir süre, PTT Genel Müdürlü ğü Telgraf İşleri Reisliği Nizamlar Bürosu'nda memurluk yaptı.Aynı yıl, şairin yazın sal kimliğini tam olarak ifade eden, biçim ve üslup bakımından tarzını bulmuş olan ilk şiirleri (Oaristys, Ebabil, Eldorado ve Düşüncelerimin Başucunda),Nahit Sırrı Örik'in desteğiyle, "Varlık" dergisinde yayımlandı. Genellikle aşk, özlem, ço cukluk anıları gibi temaları yoğun bir duygusallıkla işlediği bu şiirlerin büyük bir kıs mında, "Mehmet Ali Sel" mahlasını kullandı. Aruz ve hece vezninin, klasik şiir ka lıplarının özelliklerini çok iyi biliyordu. Adını edebiyat çevrelerine duyurmayı başa ran Orhan Veli, 1936-1942 yılları arasında, dönemin popüler kültür-sanat dergile rinden İnsan, Ses, Gençlik, Küllük, Inkilapçı Gençlik, Demet, İşte ve Aile'de man zume ve düz yazılarıyla yer aldı. 1941 yılına gelindiğinde,Melih Cevdet ve Oktay Rıfat ile birlikte çıkardıkları "Garip" adlı şiir kitabıyla, Türk edebiyat tarihinde,
"Garipçilik" ("Birinci Yeni" olarak da bilinir) adı verilen yeni bir şiir akımı başlattı lar. Şiirde biçimsel kuralların gerekliliğini yok sayan bu yeni bakış açısına göre,yo ğun şekilde Arapça ve Farsçanın etkisi altında kalan şiir dünyası, artık arınmak, yenilenmek ve kendi diline, milletine özgü bir üslup edinmek zorundaydı.Halk dilin de, yalın bir ifade tarzıyla manzumeler kaleme alan Garipçiler, hicivsel unsurlar ve mizah öğeleri kullanmak suretiyle, gündelik olayların da bahis konusu yapılabi leceğini gözler önüne serdiler. Orhan Veli, Garip'in kendisi tarafından kaleme alı nan önsözünde, "hece ölçüsü ve uyağın şiiri yozlaştırdığı"nı söylüyor ve onlara göre "şiirin, insanın beş duyusuna değil, beynine seslenen bir söz sanatı olduğu nu ifade ediyordu. "Şiire, egemen sınıfların beğenilerinin sonucu yerleşen kalıplaş mış öğeler kaldırılmalı, şairaneliğe son verilmeli ve şiir toplumun çoğunluğuna ses lenmeliydi. Bu amaç da ancak yeni yollar ve yeni araçlarla gerçekleştirilebilirdi."

II.Dünya Savaşı
'nın neden olduğu gerginlik nedeniyle uzatılan askerlik görevini, 1945 yılında, yedek subay rütbesiyle tamamlayan Orhan Veli,Ankara'ya dönerek Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'nda tercümanlık yapmaya başladı. Bura da, Azra Erhat, Oktay Rıfat ve Erol Güney ile birlikte ortak çeviri çalışmaları yürüttürken, 1947 yılında, Reşat Şemsettin Sirer'in Milli Eğitim Bakanı olmasıy la birlikte, yeni bakanlık yönetimini "antidemokratik ve tutucu" davranmakla suç layarak, görevinden istifa etti. Hemen ardından, Mehmet Ali Aybar tarafından yayımlanan, Hür" ve "Zincirli Hürriyet" adlı gazetelerde, siyasal, sosyal, kültü rel ve edebi konular üzerine eleştirel yazılar kaleme almaya başladı. 1948 yılında ise, bir süre, Ulus gazetesinde, "Yolcu Notları" başlığı altında makaleler yazdı.

1 Ocak 1949 tarihinde, iki sayfalık "Yaprak" adlı kültür-sanat dergisini çıkarma ya başladı. Onbeş günde bir yayımlanan derginin ömrü, finansman sorunu nede niyle kısa sürdü ve yirmisekiz sayıyla sınırlı kaldı. Dönemin düşünsel ve sanatsal
yaşantısı üzerinde önemli bir yer edinmiş olan Yaprak'ın yayım hayatı, 15 Hazi ran 1950 tarihinde sona erince, ünlü şair, İstanbul'a taşınmaya karar verdi. Ay nı yıl, Nazım Hikmet'in yazılarından dolayı mahkum edilmesini protesto etti ve düşünce özgürlüğüne imkan verilmediğini öne sürerek, yakın dostları Melih Cev det ve Oktay Rıfat ile birlikte, şairin serbest bırakılması için üç gün boyunca aç lık grevi yaptı. Bu eylemiyle, siyaset ve edebiyat çevrelerinde büyük yankı uyan dırdı. Aynı yılın Kasım ayında, bir haftalığına Ankara'ya geldi. 10 Kasım 1950 ge cesinde, onarım için kazılmış, ancak üzeri kapatılmamış bir çukura düşerek ayağı nı incitti. Ardından İstanbul'a dönen ünlü şair, bir arkadaş ziyareti esnasında ani den fenalaşması üzerine kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesi'nde, 14 Kasım 1950
tarihinde, beyin kanaması sonucu girdiği komada hayatını kaybetti. Türk edebi yat camiasını derin bir yasa boğan ölümünün ardından, geniş bir katılıma sahne olan cenazesi, Rumelihisarı'nda bulunan Aşiyan Mezarlığı'nda toprağa verildi. Yakın arkadaşları tarafından, 1 Şubat 1951 tarihinde, en verimli çağında haya ta veda eden şairin anısına "Son Yaprak" adlı tek baskılık bir dergi yayımlandı.

Özellikle Varlık dergisindeki şiirleriyle büyük ilgi gören Orhan Veli, 36 yıllık yaşamı boyunca, gerek eserleriyle gerekse düşünceleriyle, sağlığında ve ölümünden son ra kendinden çok söz ettiren şairlerden biri olmuştur. Türk edebiyat tarihinde,ye nilikçi fikirlerin ilk savunucularından biridir. Özellikle Garipçilik akımının önderi ola rak, şiirin ölçü, uyak gibi alışılagelmiş klişelerden, kalıplardan ve kurallardan bağımsızlaşarak da yazılabileceğini göstermiş; eserlerinde ağır sanatsal ifadeler, kalıplaşmış benzetmeler yerine, daha basit ve yalın olan halk dilini kullanmayı be nimsemiştir. Eserlerinde, zaman zaman hicivsel bir üslup ile mizah öğelerinden ya rarlanmıştır. Gündelik hayatın her yönünün şiire konu olabileceğini savunmuş ve kendini belli bir duygu ya da düşünceyle sınırlamamıştır. Amacı, okura biçimsel bir şaheser sunmak değil, anlatmak istediklerini hissettirebilmektir. Dolayısıyla, ci lalı söze gerek yoktur. Bu nedenle, konuşur gibi kaleme aldığı şiirleriyle, başta Orhan Seyfi Orhon olmak üzere, bazı kesimler tarafından, şiir yazımını bu kadar basitleştirdiği için oldukça fazla şekilde eleştirilmiştir.

Sanatta toplum misyonunu ön plana çıkarmış olan Orhan Veli, edebi çevrelerden ziyade halka hitap etmeyi tercih etmiştir. Şiirin kısır bir döngü içerisinde kalma ması gerektiği düşüncesiyle, sürekli olarak kendini ve kalemini geliştirmeye çalış mıştır. Moliere, Rimbaud, Musset, Gogol, La Fontaine, Jean-Paul Sartre gibi dünyaca ünlü yazarların eserlerinden çeviriler yapmıştır. Çocuk hikayeleri yazan La Fontaine ile Nasred din Hoca öykülerini, şiirsel forma dönüştürmüş tür. Önemli eserlerinden bazıları İngilizce, Fransızca, Rusça ve Yunanca gibi dil lere çevrilmiştir. Eserlerinde, özel likle İstanbul'a aşk derecesindeki tutkusu dik kat çekmektedir. Orhan Veli,askerlik yaptığı dönemde, hayat hikayesini kısaca şu şekilde özetlemiştir: "1914'te doğ dum. 1 yaşında kurbağadan korktum. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak sardım. 13'te Oktay Rıfat'ı, 16'da Melih Cevdet'i tanıdım. 17 yaşında bara gittim. 18'de rakıya başladım. 19'dan sonra avarelik devrim başlar. 20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim. 25'te başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok aşık oldum. Hiç evlenmedim, şimdi askerim".

ESERLERİ :

ŞİİR:

Garip (1941 - Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat Horozcu ile birlikte)
Vazgeçemediğim (1945)
Destan Gibi (1946)
Yenisi (1947)
Karşı (1949)

DÜZYAZI:

La Fontaine Masalları (1948)
Nasrettin Hoca Hikayeleri (1949 - manzum hikaye)
Nesir Yazıları (1953)
Edebiyat Dünyamız (1975)
Fransız Şiiri Antolojisi (1947 - derleme)

ÇEVİRİ:

Bir Kapı ya Açık Durmalı ya Kapalı (A.de Musset'den - O. Rifat ile, 1943)
Barberine (1944)
Scapin'in Dolapları (Molière'den - 1944)
Sicilyalı yahut Resimli Muhabbet (1944)
Tartuffe (1944)
Versailles Tulûatı (1944)
Üç Hikâye (Gogol'dan - Erol Güney ile, 1945)
Turcaret (A. R. Lesage'dan - 1946)
Hamlet ve Venedikli Tüccar (Shakespeare'den - Ş. Erdeniz ile, 1949)
Batıdan Şiirler (O. Rifat ve M. Cevdet ile, 1953)
Antigone (J. Anouilh'den - 1955)
Saygılı Yosma (J. P. Sartre'dan - 1961)
Bütün Çeviri Şiirleri (1982)
El Kapısında (Turgenyev'den - 1994)

_________________
Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Bir Türkiye İstiyorum
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Orhan Veli Kanık
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Orhan Biyikli (Yigit) Resimleri

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Biyografiler-
Buraya geçin: