Adımlarımız Yeri Göğü Sarsıyor, İhtilalimiz Büyüyor...
 
AnasayfaKapıGaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Ömer Ayna

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
devrimci_nazlı
Gözdemiz
Gözdemiz
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 108
Kayıt tarihi : 23/04/08

MesajKonu: Ömer Ayna   Çarş. Nis. 23, 2008 1:24 pm

tunceli'li bir ailenin diyarbakır da büyümüş çoçuğu. thko üyesi. 29 kasım 1971 günü thkp-c ile işbirliği içinde kazdıkları tüneli kullanarak haklarında 9 ekim 1971 tarihinde haklarında idam kararı verilmiş olan denizleri kurtarmak için mahir çayan, cihan alptekin, ulaş bardakçı ve ziya yılmaz ile birlikte maltepe askeri cezaevinden kaçan genç bir insan. 30 mart 1972 tarihinde kızıldere deki müsadere sırasında hayatını kaybedenlerden birisi. kızkardeşi emine ayna şu anda dtp destekli olarak mardin den bağımsız milletvekili adayıdır.


En son devrimci_nazlı tarafından Perş. Nis. 24, 2008 1:21 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ruzgar-
Yardımcı Admin
Yardımcı Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 359
Kayıt tarihi : 22/04/08

MesajKonu: Geri: Ömer Ayna   Çarş. Nis. 23, 2008 1:33 pm

KIZILDERE
TUNCAY ÇELEN - ÖMER GÜRCAN

Böyle akışın nere
Bizde hal mı bıraktın
Sana can vere vere



Dere bizim deremiz
Suyu alın terimiz
Söyle nedendir dere
Vurulur gençlerimiz






Kızıldere.
Tokat'ın Niksar ilçesine bağlı küçük bir köydü 30 Mart 1972 tarihine
kadar. Ama o gün büyük olaylara sahne oluyor; destansı bir direnişe,
kanlı bir yargısız infaza, bir katliama tanıklık ediyordu.

Kızıldere
aynı zamanda, bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olan
Devrimci Dayanışmanın simgesi olarak tarihe iz bırakıyordu.
Anadolu,
bir kez daha, zulme ve zalime karşı, haksızlıklara ve sömürüye karşı
isyan eden; halktan ve haklıdan yana yiğit insanlarını bağrına
basıyordu.
"Toprakta,
tohumda hakça" diyerek, isyan eden ve isyanlarıyla Selçuklu Devleti'nin
sonunu getiren Baba İshak'ları, Baba İlyas'ları; "Ferman padişahın
dağlar bizimdir", diyerek, zalime başkaldıran, dağları dost bilen,
boyun eğmeyi değil, isyanı seçen Dadaloğlu'nu bağrına bastığı gibi.
Kızıldere’ye türküler yakıyordu, Anadolu halkı; İnancı için ölümü kucaklayan ve "Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan" diyen Pir Sultan Abdal'ların yaktığı türküler gibi.

HER ŞEY ARKADAŞ İÇİN
Çünkü
;yollarından dönmeyen; bu nedenle idamlarına karar verilen üç yiğit
arkadaşlarını Deniz, Yusuf ve Hüseyin’i kurtarmak için, ölümü göze
alıyorlardı ve gözlerini kırpmadan ölümün üstüne yürüyorlardı.
Aralarındaki örgüt ayrılıklarına bakmadan, birlikte cezaevinden
kaçıyorlar, birlikte eylem planlıyorlar ve birlikte direniyorlar ve
ölüme birlikte koşuyorlardı.
Aceleleri
vardı. 9 Ekim 1972 tarihinde Denizler hakkında idam kararı verilmişti.
Karar avukatlar tarafından temyiz edildiğinden Yargıtay aşamasındaydı.
Her an Yargıtay’ca karar onaylanabilir ve Meclis’te oylanarak idam
gerçekleşebilirdi. İdamın önlenmesi gerekliydi.
İstanbul,
Kartal-Maltepe Askeri Cezaevi’nde; başta THKO’nun liderlerinden Cihan
Alptekin ve diğer devrimciler hummalı bir faaliyet içerisindeydiler.
Denizleri kurtarmak için dışarıda olmaları, bunun içinde cezaevinden
kaçmaları gerekiyordu. Gece gündüz kaçacakları tüneli kazıyor, çıkan
toprakları yastıklara dolduruyorlardı. Tünel bitmişti, ancak Cihan;
tünelin ortaya çıkması riskini dahi göze alarak, Mahir’in Selimiye
Kışlasından, Maltepe Cezaevine getirilmesini bekliyordu.
Beklenen
gün geldi, iki örgüt, THKO ve THKP-C, tarihe geçenek büyük bir
dayanışma içerisinde ; 29 Kasım 1971 tarihinde kazdıkları tüneli
kullanarak; Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ulaş Bardakçı, Ömer Ayna ve
Ziya Yılmaz, birlikte cezaevinden kaçtılar.
10
Ocak 1972 tarihinde idam kararı Askeri Yargıtay’ca onaylandı. Mahir ve
Cihan Ankara’da buluşarak arkadaşlarını kurtarmanın çarelerini
aradılar. Artık onlardaki tek düşünce, ne pahasına olursa olsun
arkadaşlarını kurtarmaktır. 3 Şubat 1972’de Askeri Yargıtay idamlarla
ilgili karar düzeltmesi istemini reddeder, karar kesinleşir ve 9 Şubat
1972’de Millet Meclisi Adalet komisyonunda görüşülmesine başlanır. Bu
arada cezaevinden kaçan devrimcilerden Ziya Yılmaz, 19 Şubat günü
yaralı olarak yakalanır, Ulaş Bardakçı ise aynı gün İstanbul’da
öldürülür. Ankara’da da Denizleri kurtarmaya çalışan THKP ile THKO
arasındaki iletişimi sağlayan Koray Doğan 8 Mart 1972’de öldürülür.
Zaman hızla akmakta. Denizlerin idamlarıyla sonuçlanacak süreç hızlanmaktadır.
10
Mart 1972’de Millet Meclisi; 16 Mart 1972 günü de Cumhuriyet Senatosu
idam kararını onaylar ve karar 25 Mart 1972 günü Resmi Gazetede
yayınlanır. CHP’nin Anayasa Mahkemesine iptal başvurusu nedeniyle infaz
ertelenir.

İDAM’I DURDURMAK
15-16
Mart 1972 günlerinde Mahir, Cihan, Ömer ile Ertuğrul Kürkçü ve Ertan
Saruhan, Karadeniz bölgesine geçerler. Fatsa’ya yerleşirler. Ankara’dan
giden Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp ve Sabahattin Kurt
da Fatsa’ya ulaşarak başka bir eve yerleşirler.
26
Mart 1972 günü Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ertuğrul Kürkçü ve Hüdai
Arıkan, Ünye radar üssünde görevli, ikisi İngiliz biri Kanadalı üç
teknisyeni, evlerini basarak rehin alırlar ve birlikte 28 Mart 1972
günü Kızıldere’ye gelirler. Aynı yere Sinan Kazım Özüdoğru, Ömer Ayna,
Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Ahmet Atasoy, Ertan Saruhan ve Nihat
Yılmaz da gelir ve burada buluşurlar.
Kaçırdıkları İngilizlere karşılık Denizlerin idamlarının durdurulmasını istemektedirler:
1. İnfazlar derhal duracak.
2. Hiçbir yurtsever ve devrimci asılmayacak
3. En çok 48 saat içerisinde bu konuda Türkiye radyolarından infazların durdurulduğu hakkında yayın yapılması şarttır.

ÖLEN KİM? YAŞAYAN KİM?
30
Mart sabahı saklandıkları köy muhtarına ait ev kuşatılır, bölgeye
resmi, sivil olağanüstü güçler yığılır “Teslim olun ve rehin aldığınız
teknisyenleri serbest bırakın” çağrıları reddedilir. Çünkü onlar,
kendilerini değil; idama giden arkadaşlarını kurtarmak için
oradadırlar. Ağır silahlarla donanmış, MİT’iyle CIA’sı ile, özel
güvenlik güçleriyle binlerce kişi tarafından kuşatılmış, köy evi,
yargısız infazda kararlı bu güçlerin 30 Mart 1972 saat 17:00’deki
bombalarıyla yerle bir, kurşunlarıyla delik deşik edilir.
Resmi
tarihe göre Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Hüdai Arıkan, Sinan Kazım
Özüdoğru, Ömer Ayna, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Ahmet Atasoy, Ertan
Saruhan ve Nihat Yılmaz katledilir. Ertuğrul Kürkçü ertesi gün
samanlıkta sağ olarak bulunur.
Ne
var ki, dönemin başbakanı Nihat Erim ölümünden sonra yayınlanan
anılarında Kızıldere’de kuşatılan devrimcilerin bazılarının yaralı
olarak, sağ yakalandıklarını ve daha sonra öldürüldüklerini belirtir.
Bu konunun basına yansıması üzerine, bilgisine müracaat edilen Ertuğrul
Kürkçü, bu bilgiyi onaylarSanırım yakalandıktan sonra verdiğim sorguda bu hususu ifade etmiştim” der.

Şairin dediği gibi "Ölen kim gerçekte, yaşayan kim?"

_________________
Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Bir Türkiye İstiyorum
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
TekYolDevrim
Bitanecik Admin
Bitanecik Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 349
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Geri: Ömer Ayna   Çarş. Nis. 23, 2008 3:12 pm

ruzgar- demiş ki:
KIZILDERE
TUNCAY ÇELEN - ÖMER GÜRCAN

Böyle akışın nere
Bizde hal mı bıraktın
Sana can vere vere



Dere bizim deremiz
Suyu alın terimiz
Söyle nedendir dere
Vurulur gençlerimiz






Kızıldere.
Tokat'ın Niksar ilçesine bağlı küçük bir köydü 30 Mart 1972 tarihine
kadar. Ama o gün büyük olaylara sahne oluyor; destansı bir direnişe,
kanlı bir yargısız infaza, bir katliama tanıklık ediyordu.

Kızıldere
aynı zamanda, bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olan
Devrimci Dayanışmanın simgesi olarak tarihe iz bırakıyordu.
Anadolu,
bir kez daha, zulme ve zalime karşı, haksızlıklara ve sömürüye karşı
isyan eden; halktan ve haklıdan yana yiğit insanlarını bağrına
basıyordu.
"Toprakta,
tohumda hakça" diyerek, isyan eden ve isyanlarıyla Selçuklu Devleti'nin
sonunu getiren Baba İshak'ları, Baba İlyas'ları; "Ferman padişahın
dağlar bizimdir", diyerek, zalime başkaldıran, dağları dost bilen,
boyun eğmeyi değil, isyanı seçen Dadaloğlu'nu bağrına bastığı gibi.
Kızıldere’ye türküler yakıyordu, Anadolu halkı; İnancı için ölümü kucaklayan ve "Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan" diyen Pir Sultan Abdal'ların yaktığı türküler gibi.

HER ŞEY ARKADAŞ İÇİN
Çünkü
;yollarından dönmeyen; bu nedenle idamlarına karar verilen üç yiğit
arkadaşlarını Deniz, Yusuf ve Hüseyin’i kurtarmak için, ölümü göze
alıyorlardı ve gözlerini kırpmadan ölümün üstüne yürüyorlardı.
Aralarındaki örgüt ayrılıklarına bakmadan, birlikte cezaevinden
kaçıyorlar, birlikte eylem planlıyorlar ve birlikte direniyorlar ve
ölüme birlikte koşuyorlardı.
Aceleleri
vardı. 9 Ekim 1972 tarihinde Denizler hakkında idam kararı verilmişti.
Karar avukatlar tarafından temyiz edildiğinden Yargıtay aşamasındaydı.
Her an Yargıtay’ca karar onaylanabilir ve Meclis’te oylanarak idam
gerçekleşebilirdi. İdamın önlenmesi gerekliydi.
İstanbul,
Kartal-Maltepe Askeri Cezaevi’nde; başta THKO’nun liderlerinden Cihan
Alptekin ve diğer devrimciler hummalı bir faaliyet içerisindeydiler.
Denizleri kurtarmak için dışarıda olmaları, bunun içinde cezaevinden
kaçmaları gerekiyordu. Gece gündüz kaçacakları tüneli kazıyor, çıkan
toprakları yastıklara dolduruyorlardı. Tünel bitmişti, ancak Cihan;
tünelin ortaya çıkması riskini dahi göze alarak, Mahir’in Selimiye
Kışlasından, Maltepe Cezaevine getirilmesini bekliyordu.
Beklenen
gün geldi, iki örgüt, THKO ve THKP-C, tarihe geçenek büyük bir
dayanışma içerisinde ; 29 Kasım 1971 tarihinde kazdıkları tüneli
kullanarak; Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ulaş Bardakçı, Ömer Ayna ve
Ziya Yılmaz, birlikte cezaevinden kaçtılar.
10
Ocak 1972 tarihinde idam kararı Askeri Yargıtay’ca onaylandı. Mahir ve
Cihan Ankara’da buluşarak arkadaşlarını kurtarmanın çarelerini
aradılar. Artık onlardaki tek düşünce, ne pahasına olursa olsun
arkadaşlarını kurtarmaktır. 3 Şubat 1972’de Askeri Yargıtay idamlarla
ilgili karar düzeltmesi istemini reddeder, karar kesinleşir ve 9 Şubat
1972’de Millet Meclisi Adalet komisyonunda görüşülmesine başlanır. Bu
arada cezaevinden kaçan devrimcilerden Ziya Yılmaz, 19 Şubat günü
yaralı olarak yakalanır, Ulaş Bardakçı ise aynı gün İstanbul’da
öldürülür. Ankara’da da Denizleri kurtarmaya çalışan THKP ile THKO
arasındaki iletişimi sağlayan Koray Doğan 8 Mart 1972’de öldürülür.
Zaman hızla akmakta. Denizlerin idamlarıyla sonuçlanacak süreç hızlanmaktadır.
10
Mart 1972’de Millet Meclisi; 16 Mart 1972 günü de Cumhuriyet Senatosu
idam kararını onaylar ve karar 25 Mart 1972 günü Resmi Gazetede
yayınlanır. CHP’nin Anayasa Mahkemesine iptal başvurusu nedeniyle infaz
ertelenir.

İDAM’I DURDURMAK
15-16
Mart 1972 günlerinde Mahir, Cihan, Ömer ile Ertuğrul Kürkçü ve Ertan
Saruhan, Karadeniz bölgesine geçerler. Fatsa’ya yerleşirler. Ankara’dan
giden Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp ve Sabahattin Kurt
da Fatsa’ya ulaşarak başka bir eve yerleşirler.
26
Mart 1972 günü Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ertuğrul Kürkçü ve Hüdai
Arıkan, Ünye radar üssünde görevli, ikisi İngiliz biri Kanadalı üç
teknisyeni, evlerini basarak rehin alırlar ve birlikte 28 Mart 1972
günü Kızıldere’ye gelirler. Aynı yere Sinan Kazım Özüdoğru, Ömer Ayna,
Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Ahmet Atasoy, Ertan Saruhan ve Nihat
Yılmaz da gelir ve burada buluşurlar.
Kaçırdıkları İngilizlere karşılık Denizlerin idamlarının durdurulmasını istemektedirler:
1. İnfazlar derhal duracak.
2. Hiçbir yurtsever ve devrimci asılmayacak
3. En çok 48 saat içerisinde bu konuda Türkiye radyolarından infazların durdurulduğu hakkında yayın yapılması şarttır.

ÖLEN KİM? YAŞAYAN KİM?
30
Mart sabahı saklandıkları köy muhtarına ait ev kuşatılır, bölgeye
resmi, sivil olağanüstü güçler yığılır “Teslim olun ve rehin aldığınız
teknisyenleri serbest bırakın” çağrıları reddedilir. Çünkü onlar,
kendilerini değil; idama giden arkadaşlarını kurtarmak için
oradadırlar. Ağır silahlarla donanmış, MİT’iyle CIA’sı ile, özel
güvenlik güçleriyle binlerce kişi tarafından kuşatılmış, köy evi,
yargısız infazda kararlı bu güçlerin 30 Mart 1972 saat 17:00’deki
bombalarıyla yerle bir, kurşunlarıyla delik deşik edilir.
Resmi
tarihe göre Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Hüdai Arıkan, Sinan Kazım
Özüdoğru, Ömer Ayna, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Ahmet Atasoy, Ertan
Saruhan ve Nihat Yılmaz katledilir. Ertuğrul Kürkçü ertesi gün
samanlıkta sağ olarak bulunur.
Ne
var ki, dönemin başbakanı Nihat Erim ölümünden sonra yayınlanan
anılarında Kızıldere’de kuşatılan devrimcilerin bazılarının yaralı
olarak, sağ yakalandıklarını ve daha sonra öldürüldüklerini belirtir.
Bu konunun basına yansıması üzerine, bilgisine müracaat edilen Ertuğrul
Kürkçü, bu bilgiyi onaylarSanırım yakalandıktan sonra verdiğim sorguda bu hususu ifade etmiştim” der.

Şairin dediği gibi "Ölen kim gerçekte, yaşayan kim?"

Arkadaşım bu mesajın yeri burası değil.. Devrim Tarihi bölümüne açabilirsin ama ordada var zaten kızıldere olayı ama yinede o başlığa eklersen iyi olur..Teşekkürler...

_________________

"Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı
yıldızlara
bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün
altında yaşıyoruz." AUNIUS AURELİUS SIMACHUS
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Ömer Ayna   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Ömer Ayna
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Siyaset :: Ölümsüzler-
Buraya geçin: